Gezi Notları

Etiketler :

Malum Gezi Parkı olayları azalarak bitti. Aslında bitti demek tam doğru değil ama protesto gösterileri epey seyrekleşti diyebiliriz. Şimdi ise olaylar sırasında aldığım notları derleme vakti.

Öncelikle "ağacı ve çevreyi korumak" üzerinden hükümetin üzerine gidilmesi oldukça mutluluk verici. Bu durum olayların başlangıcında özellikle dış başın tarafından da takdir edildi.

"Mesele Gezi Parkı değil, sen hala anlamadın mı?"

Bunun üzerine biraz konuşmak istiyorum. Şimdi bu cümle üzerinden "Ooo ne dediiii" tarzı konuşmalar yapmak bana çok saçma geliyor. Tabii ki mesele Gezi Parkı değil, bunda şaşırmayı gerektirecek bir şey yok. Mesele darbe ya da dış mihrakların oyunu falan da değil. Olay oldukça basit. Toplumun belirli bir bölümü hükümetin söylemlerinden, yaptıklarından ve yapacaklarından memnun değil. Gezi ise bir dönüm noktası, artık bardağın taştığı yer. Bu nedenle Mehmet Ali Alabora hakkında saçma sapan ithamlarda bulunmak ve kendisine aba altından sopa göstermek pek doğru değil. Yanlış bir yaklaşım ve bu sadece onun hakkında da değil. Genel olarak hükümet ve Başbakan olayların başlangıcından itibaren yanlış tutumlar sergiliyor.

Şimdi bu paragrafta hükümetin ve Başbakan'ın yanlış tutumları üzerinden gidelim. Olayların başladığı yerde Başbakan'ın "Bunlar 3-5 çapulcu, amaaan bunlar kim ya" tarzı yaklaşımı olayların büyümesine neden oldu. Yalnız şuna dikkat çekmek istiyorum, belki de Başbakan tam olarak bunu istiyordu. Çünkü ortada provoke edilmeye çok müsait bir ortam vardı ve ateşi harlamak, yapılan provokasyonlarla bundan menfaat sağlamak ihtimaller dahilindeydi. Günahını almayayım. Yine de benimkisi bir tahmin sonuçta. Yapılması gereken basitti. Parka ilk müdahaleden önce, eylemcilerle görüşüp "Bakın biz Tüm Türkiye'yi temsil ediyoruz" mesajı verilseydi bu "direniş"te yaşanan ölümlerin önüne geçilecekti.

Bir paragraf da Gezi Parkı Olayları sırasında ölen Ethem Sarısülük, Medeni Yıldırım, Mehmet Ayvalıtaş, Ali Osman Korkmaz ve Abdullah Cömert'e açmak gerekiyor. Bu insanlar öldüler. Belki bir "amaç" uğruna öldüler ama öldüler... Gencecik, umutları ve hayalleri olan insanlar öldüler... Öldüler dememe bakmayın, ÖLDÜRÜLDÜLER.

Öldürüldüler. Ethem, polis kurşunuyla öldü. Siyasi görüşü bana çok uzak. Ama bir vatandaş ve maalesef polisin silahından çıkan kurşunla katledildi. Polis ise serbest. En acısı da buna şaşırılmadı bile. Çünkü herkesin tahmin ettiği buydu.

Polis, sadece öldürmekle yetinmedi. O kadar yoğun gaz ve su kullandılar ki artık insanlar başka semtlerden gaz kokularını hissetmeye başladılar. Daha da endişe verici olanı şu: Polis, insanların gözüne nişan alarak gaz bombası atıyor! Böyle bir şey olabilir mi? Belki onlarca gözünü kaybeden insan oldu, onlara yazık değil mi? Olayları dikkatli takip ettim. Şu çok önemli. Bir grup yürümek istiyor, polis ise üzerlerine gaz ve su sıkıyor sonra ise olaylar katlanarak artıyor. Benim anlamadığım şey şu, niye yürümelerine müsaade edilmiyor? Pekala kortej eşliğinde yürüyebilirler. O da önemli değil, ne zamandan beri yürümek, protesto etmek suç ya da yasak oldu ki engellenmek isteniyor? Türkiye'nin son 10 yılda geldiği nokta gerçekten endişe verici. Yıllardır 28 Şubat'ın mağdur edebiyatını oynayanlar, bugün o süreçte yaşananların çok daha fazlasını kendilerine muhalif olanlara uyguluyorlar. Neyin hesaplaşması bu? Nereye kadar sürecek?

Okan Bayülgen ve Şafak Sezer. Sadece tarihe not düşülsün. Yoksa ikisi de hakkında konuşmayı ve yazmayı gerektirecek önemde insanlar değil. Ben anlamıyorum. Hiç kimse onlardan olaylara ve direnişe destek olun dememişti. Okan neyse, sözde muhalif bir duruşu var. Şafak Sezer ise sokaklarda göründüğünde herkes "vay be Şafak Sezer bile destek olmuş" şeklinde tepki verdi. Biraz omurgalı olmak lazım. Oraya çıkıyorsan, destekliyorsan, sonra geri vites yapmayacaksın. Hatta eline megafon alıp hükümet istifa diye bağırıp 15 gün sonra "yoo" demeyeceksin. Dediğin an bitersin ve bittin.

Melih Gökçek. Onun ne olduğunu herkes biliyor. Şafak'a 3-5 cümle yazdım, Melihciğime 1 kelime bile fazla.

Akşamları tencere-tava alanlar çevreyi rahatsız ettikleri gerekçesiyle ceza aldılar. Burası Türkiye.

Vali Mutlu diye bir adam var. Saçmalama krizleri geçirdi kendisi. Söyledikleri ve yaptıkları birbirini hiç tutmadı. Eğer halkın güveni devlet yönetiminde bulunan için önemliyse, sayın Mutlu bu güveni yerle bir etti.

MHP'liler Gezi Parkı olaylarına neden destek olmadılar?

MHP'nin ilginç bir tabanı var. Bu tabanın bir bölümü AKP politikalarından ve tutumlarından memnun. Hatta her an AKP'ye kayabilecekti meyilde insanlardan oluşuyor. Bir kere bunların AKP karşıtı gösterilerde bulunmaları mümkün değil. Hatta sözde Kazlıçeşme Mitingleri'ne gitmişler. Bana bu pek doğru gelmiyor ama neyse. Diğer bölüm ise ülkücü ideolojiye bağlı insanlardan oluşuyor. Bunlardan bireysel olarak olaylara destek verenler oldu. Bahçeli'nin işaret etmesi, meydanlara inin demesi ise mümkün değil. Sonuçta orda Ülkücüler'le karşı karşıya ya da yan yana getirilmemesi gereken insanlar vardı ve olası bir provokasyonda olabilecekleri tahmin bile edemezdiniz. Bu nedenle Bahçeli'nin Ülkücüler'i meydandan uzak tutması doğru bir karardı. Gitmek isteyen zaten gitti.

CHP. CHP'yi tanımlarken her zaman şunu söylüyorum: "CHP, sevilmeyen bir partidir." Evet, öyledir. Hatta sadece karşıtları tarafından da değil, bizzat kendisine oy veren seçmenler tarafından da sevilmiyor. İşin içinde biraz mecburiyet var. Sevilmiyor çünkü yıllardır aynı politikalar güdülüyor. Şu "yeni CHP" saçmalığı ise partiyi daha garip bir pozisyona ve omurgasız hale getirmekten başka işe yaramadı. Gezi Olayları'nda da siyasi çıkarım elde etmeye çalıştılar. Zannediyorum 2. ya da 3. gün miting yapma kararı aldılar. Homurtular yükseldiğinde ise bundan vazgeçtiler. CHP'nin bunları bırakması lazım. Çok soru soruyorlar, çok eleştiriyorlar ama neredeyse hiçbir zaman çözüm üretmiyorlar. "İşte bu bizim fikrimiz, önerimiz, çalışmamız. Biz olsak böyle yaparız, böyle yapılmalı." demiyorlar ve bu da beni bir seçmen olarak kendilerinden uzak tutuyor. CHP, Türkiye'de misyonunu tamamlamış bir parti. Artık kapatılmalı ve "taban" yeni partiye kavuşmalı. Yoksa bırakın gelecek seçimleri, 100 yıl dahi geçse Türkiye'de tek başına iktidar olmaları MÜMKÜN DEĞİL. Tabii ki siyasette tahminlere yer var ama kehanetlere yok. Benimki biraz kehanete giriyor ama zaman yanılmadığımı gösterecek. Göreceksiniz.

AKP'ye gelelim. Öncelikle şunu çok net söylüyorum, Gezi Parkı olayları AKP'nin oylarını büyük oranda etkilemez. Belki %1-2'lik bir değişim yaşanabilir ama AKP'nin oylarının Gezi Olayları nedeniyle erimesi mümkün değil. E zaten Gezi Parkı'na destek olan insanlar büyük ölçüde AKP karşıtı insanlar. O yüzden bu şekilde yapılan tahminleri doğru bulmuyorum. Olmayacak dua'ya amin demek gibi oluyor.

İşin bir de medya ayağı var. Özellikle Habertürk'ün giderek AKP'nin yörüngesine oturması inanılmaz rahatsız ediyordu. Şimdi ise tamamen tek vücutta buluştular. Ana akım kendinden bekleneni yaptı ve yine sınıfta kaldı. Altını çizmemiz gereken bir şey var: Ana akım medyanın desteğini almadan Türkiye'de hiçbir siyasi faaliyet başarılı olamaz.

Millet olarak komplo, dış mihrak, yabancı odaklar laflarına bayılıyoruz. Türkiye'de artık "işte bunlar hep Amerika'nın oyunu" anlayışına son verilmesi lazım. Lütfen.

Halk TV, Ulusal gibi kanallar eyleme destek olan insanlar tarafından takdir edildi.

Bilgi Kirliliği. Sosyal medyanın hayatımıza bu denli etki etmesinden beri inanılmaz bilgi kirliliği yaşıyoruz. Olayların 2. gününde otobüsteyim. Kızın biri Facebook'tan bir arkadaşının paylaştığı yazıyı yanındaki arkadaşına okuyor. "Eylemler bilmem kaç saat daha sürerse AB hükümeti düşürecek." Bu kız üniversiteli. Yanındaki arkadaşı da üniversiteli. Buna inanan onbinlerce insan da üniversiteli. Yapmayın. Cidden içim burkuldu duyduğumda.

Toparlayalım:

Gezi Parkı'nın kazananları ve kaybedenleri oldu. Kazananlar arasında kaybedenler de oldu. Ama nihayetinde bir zafer elde edildi. Bundan sonra Türkiye'de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. En ufak bir rahatsızlıkta halk yine sokaklara dökülecek. Çünkü bu işi gerçekten "sevdik." O yüzden hükümetin ayağını denk alması, demokrasinin tanımını kendi işlerine geldiği şekilde yapmaması gerekiyor. Bu bir uyarıydı. Devamı çok daha ağır sonuçlara neden olabilir, benden söylemesi.

0 yorum: