BOP ekseninde Türkiye-Mısır ilişkileri

Etiketler :

"Mısır bizim kardeşimiz."

Değil efendi, değil. Mısır ya da Mısır halkı bizim kardeşimiz falan değil. Çok kardeş arıyorsan, yalnızlığa terk ettiğin Irak Türkmenleri, yardımına koşulmayan Azeri halkı bizim kardeşimiz, kardeşlerimiz. Mısır'ın ise bizimle bir alakası yok. Ne öyle ahım şahım bir ticari geçmişimiz var, ne de sıkı siyasi ilişkilerimiz.

Çok uzağa gitmeye de gerek yok. 1945-1960 arası dönemi incelemeniz yeterli. Babanız, Menderes ve onun Demokrat Partisi'nin iktidarda olduğu dönemden bahsediyorum. Türkiye, İnönü'nün politik manevraları sayesinde II. Dünya Savaşı'na girmekten zar zor kurtulmuş. Ülkede bir Sovyet korkusu hissediliyor ki çok da boş bir his değil. Sovyetler'in edebi amaçları ortada, "sıcak denizlere inmek" istiyorlar. Bunun için de boğazların kontrolünü ellerinde bulundurmaları gerekiyor. Bu isteklerini de Yalta Konferans'ında açık açık dile getiriyorlar. Türkiye ise savaş sırasında müttefiklere yakın konumda bulunmakla beraber savaş sonrası derin bir yalnızlık hissediyor. Böyle bir ortamda, Truman Doktrini Türkiye tarafından büyük bir memnuniyetle kabul ediliyor. Çünkü Türkiye, ABD'den yapılacak olan yardımlarla hem ekonomisine çekidüzen vermeyi hem de içerisinde bulunduğu siyasi yalnızlıktan kurtulmayı hedefliyor. Yardım, Türkiye'de kamuoyu tarafından çok büyük bir memnuniyetle karşılanıyor. O dönem, savaşan Yunanistan'a 300, Türkiye'ye ise 100 milyon dolarlık bir yardım yapılıyor. Bu yardım ve devamında yapılan yardım (Marshall Planı) Türk dış politikasını da büyük oranda etkiliyor. Türkiye, belki de dönemin en Amerikancı siyasetini izlemeye başlıyor. Batıya sırtını dönüp, doğuyu tamamen geride bırakıyor. Öyle ki Asya ülkeleri arasında yapılan konferansa dahi katılma tenezzülünde bulunmuyor.

Yıl, 1947. Filistin topraklarında İsrail devleti resmi olarak kuruluyor. Bu devleti tanıyan ilk Müslüman devlet kim? Cevabı çok uzaklarda aramayın: Türkiye! Adnan Menderes ve Demokrat Parti hala iktidarda. Mısır, Türkiye'nin İsrail'i tanımasına sert tepki gösteriyor. O dönem, İngiltere ve ABD'nin Ortadoğu'da oluşturmak istediği (Türkiye, bu örgütün kurulmasına en hevesli ülkelerin başında geliyor) savunma örgütüne Mısır da davet ediliyor. Mısır'ın Türkiye'ye olan tepkisi yapılan teklifleri reddetmesine neden oluyor. Sonuç olarak bu örgüt (Ortadoğu Komutanlığı ve sonrası Ortadoğu Savunma Örgütü olarak kurulmak isteniyor) kurulamıyor.

Bu dönem yaşanan bir başka olay daha var: Büyükelçi Krizi. Yıl, 1954. Türkiye'nin Mısır büyükelçisi Hulusi Fuat Tugay. Tugay'ın eşi Mısır'da bir kraliyet ailesi mensubu. Mısır'da ise devrim yılları... Kraliyet ailesine ait mallar kamulaştırılıyor. Tugay, bu nedenle Nasır'ı eleştiriyor ve aralarına soğuk bir rüzgar giriyor. Tugay'ın dokunulmazlığı kaldırıyor. Diplomatik gelenekte böyle bir şey yok. Önce büyükelçi ülkenizi terk eder, sonra ise dokunulmazlığı kaldırılır. Bu durum Mısır'ın Türkiye'ye olan bakış açısını ortaya koyuyor. Türk büyükelçi ülkeden resmen kovuluyor, havaalanında valizleri bile aranıyor. Türkiye ise sırf ABD'nin ve İngiltere'nin istediği Ortadoğu Komutanlığı projesine zarar gelmemesi için olayı hasıraltı ediyor.

Gelelim bugünlere...

Arap Baharı adı altında Mübarek devrildi, Mursi ve Müslüman Kardeşler iktidara geldi. Türkiye, bu yeni yönetime 4-5 milyar dolar kadar ekonomik yardımda bulundu. Nedenini anlamak için siyaset uzmanı olmaya gerek yok: BOP yani Büyük Ortadoğu Projesi. Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisini eşbaşkanı olarak ilan ettiği, Amerikan'ın son numarası. Mısır 1945-60 arası dönemde olduğu gibi "Ortadoğu emelleri" için yine önemli bir aktör. Bu nedenle Mısır'a gönderilen yardımı garipsememek lazım. Darbe ise tüm planları yerle bir etti. Türkiye'nin Ortadoğu politikası büyük bir "darbe" aldı. Yanlış ata oynadılar ve şu an onun acısını çekiyorlar.

Dillerden düşmeyen tek bir kelime var: Demokrasi. İktidar partisi sürekli demokrasiden bahsediyor. Ancak unutmuş gibi yaptıkları bir şey var. Bundan yıllar önce bir konuşmasında bugünün Türkiye Başbakanı aynen şöyle diyor: "Demokrasi bizim için amaç değil araçtır." Bundan yıllar önce söylenmiş bir söz bugünkü davranışları çok güzel açıklıyor değil mi? Demokrasi falan umurlarında değil. Mısır umurlarında değil, Mursi umurlarında değil, Mısır halkı hiç umurlarında değil. Onların ilgilendikleri tek şey BOP ekseninde ABD'nin Türkiye'ye vermiş olduğu görevi yerine getirebilmek. Mısır için yaptıkları her açıklamayı büyük bir hayretle dinliyorum, okuyorum. Çünkü, insanların gözlerinin içine baka baka yalan söylüyorlar. Amaç, Ortadoğu'da Büyük Amerika, jandarma Türkiye ve küçük Mısır. Wallerstein'ın Dünya Sistemler Teorisi için mükemmel bir örnek. Araştırın, inceleyin, ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.

2002 sonrası Türk dış politikasındaki Davutoğlu dönemi büyük başarısızlıkla sürmeye devam ediyor. Irak'ta kaybettik, Suriye'de kaybettik, Mısır'da kaybettik... İktidarın, Davutoğlu'nun hayali ve özlemi Osmanlı Devleti. O şaşalı günler, büyük topraklar, imparatorluk, hatta halifelik. Bu yolda BOP'un maşalarından biri olmayı kabul ettiler, belki de buna mecbur kaldılar çünkü bunun adımlarını "babaları" Menderes atmış ve Türkiye'yi ABD'ye bağımlı hale getirmişti. Neo-Osmanlıcılık gerçekleşmesi mümkün olmayan, gerçekleşmesi durumunda ise ne getireceği ve ne götüreceği tam olarak kestirilemeyen bir fikir akımı. Bunu ben Enver Paşa'nın Turancılık hayallerine benzetiyorum. Şöyle bir düşününce "neden olmasın, off olsa çok iyi olmaz mı ama?" diyorsun. Ama o iş o kadar basit değil. Devletler değişti, milletler değişti, yönetimler değişti, dünyada hiçbir şey asırlar öncesinde olduğu gibi değil artık. Bu nedenle, Türkiye bu hayaller üzerine kurulan dış politikadan acilen vazgeçmeli, gelişimini sürdürmeye çalışmalıdır.

Özgür Suriye Ordusu'na hem silah yardımı yapıldı, hem de ceplerine para koyuldu. Mısır'a yapılan ekonomik yardım ortada... Bu paralar Türkiye'nin gelişimi için harcanamaz mıydı? Harcanırdı tabii ki ama tıpkı Özal gibi "bir koyup üç alacağız" derdine düştünüz.

Sonuç olarak:

Kaybettiniz, kaybettik.

0 yorum: